Unutulan iphone etkinleştirme kilidi kırma yöntemi arıyorsanız aşağıda yer alan çözüm yolları ile iPhone cihazınızın etkinleştirme kodunu kırabilirsiniz.
Bir yıldır gittiğim her konferansta ve eğitimde anlatıyorum. “Değişim körlüğü ve Sosyal Medya”üzerine konuşmalar yapıyorum. Olay iyice saçma sapan bir hal almaya başladı.Sosyal medyanın hala bir tabana oturmadığını, pazarlama iletişiminde sadece bir araç olduğunu anlatıyorum da anlatıyorum. Maalesef balon iyice şişiriliyor.Şimdilerde içine helyum da basıyorlar. Havalandı balon. Atmosfer dışında patlayacak. Yeryüzüne dönemeyecek, kimsenin haberi yok! Her şeyin bokunu çıkaran insanoğlu bu verimli olabilecek alanın da bokunu çıkarmaya devam ediyor.
En son General Motors (GM) on milyon dolarlık Facebook reklam bütçesini durdurdu da firmalar bir “Ne oluyor yeaa?” dediler. Öncesinde her şey güllük gülistanlık.
Eşinden, dostundan, kızından, oğlundan sosyal medyayı duyan dinazor firma yöneticileri kör topal, sağdan soldan danışman bularak işi yine kendi akıllarınca (eski zihniyetleri) ile çözmeye çalıştılar. Sosyal medya uzmanları pörtledi. Ajanslar ne olduğunu anlamadan sosyal medyacı oldular.Firmalar talep ediyor ya. Nihayetinde ortada rakamlar var. Markalar mutlaka sosyal medyada olmalılar. Bir kısmı “Geç kaldık. Mutlaka burada olmamız lazım!” derken, diğer bir kısmıda işi sadece “Facebook,Twitter” bellediler. Kimin ne idüğü belli değil.
Aferin! Devam edin! Siz işi sadece Facebook, Twitter zannedin.Yukarıdaki resme tıklayınca büyütün bakalım. Bu yukarıdakilerin hepsini stratejisiz bir şekilde nasıl çözeceksiniz onu düşünün. Bakın kategorize edilmiş her bir mecra. Hangisinin ne işe yaradığını iyice içinize sindirin. Hepsini mevcut kafalarınızla pazarlama süreçlerinizin içine dahil etmeye çalışın. Yöneticilerinizi harekete geçirin.
Sonra da uygulamaya koyulun kendi içinizde. Haydi ne duruyorsunuz?Sağdan soldan ajans bulun. Danışman çağırın. Harekete geçirin pazarlama departmanlarınızı. Şöyle iyice bir kazıklanın sağdan soldan.
Üzülmeyin ama. Hak ediyorsunuz çünkü!
Şu anda sosyal medyaya elini atmış, bir ajansla çalışan, bu konuda danışmanlık alan bütün kurumlar! Soruyorum size? Hala emin değilsiniz değil mi?Olay çok da tatmin edici gelmiyor ama herkes orada diye siz de oyundan çıkamıyorsunuz değil mi? Durun size bir gerçeği söyleyeyim. Bu konuda hakiki manada size fayda sağlayabilecek insan sayısı bir elin parmaklarını geçmiyor ey ahali. Onları da bulduğunuzda siz yitiriyorsunuz. Peki bu adamları nasıl mı tanırsınız?
Bir Erzurum atasözü der ki; ”Tohiram hali, çıhmir yuhari.” – Yani Türkçesi işten anlamayana iş yaparsan emeğe saygı bekleme. Bu adamlar size kazanla geliyorlar, siz onları kaşıklarla karşılıyorsunuz.
Aşağıdaki yazıları önce bir okuyun ki dimağınız bu konuda biraz daha genişlesin. Ondan sonra sosyal medya, dijital pazarlama felan konuşalım.Ama ondan önce karşıma çıkan her firmanın, markanın canını acıtırım ona göre.
Birisi gelip anket yapıyoruz "Twitter’da yapmamanız gereken 10 şey" nedir diye sorsa vereceğim cevap "Kardeş Timeline kirletme yeter" demek benim için yeterli olacaktır. Senin için de cevap aynı mı?
Twitter keyifli ve farklı bir dünya. Facebook alışkanlıklarımızdan çok farklı olan, 140 karakter ile sınırlandırılmış ve bizden farklı içerikler bekleyen bir sosyal ağ. Nasıl bir kullanım sizi değerli kılmaz, insanları nasıl bunaltır sınız subjektif olarak birkaç maddede belirtmek istedim.
Bilge olmayın : Twitter’da her şeyden bir şey bilen haliniz ile bilge kesilmeyin. Birkaç konuda ahkam kesmek absürd değildir fakat birçok konuda gereksiz yorumlar ile kendinizi kasmanız gülünç durum oluşturacaktır. Lipton’un her şeyi bilen kadın moduna girmenizin getirisi değil götürüsü olacaktır.
Gereksiz Twit Atmayın : Her şeyiniz insanları ilgilendirmez. Gün içinde üst üste kişisel twitler girerek, ne kendinizi yorun,ne de takipçilerinizi. Okula geldim, ders sıkıcı, off metrobüs dolu,koltuk boş yaşasın … Kişisel paylaşım yapmak doğaldır fakat bu kadar değil. Bu içeriklerde takip eden hiçbir şey bulamaz, tek bulduğu şey koskoca ‘’Banane’’ olur ! Açık açık unfollow edilirsiniz.
Klasik sorular anlamsızdır : Herkesin sıklıkla yapmaya çalıştığı, yüzyıllardır cevapları bulunamayan sorular sormayın. Bazen 140 karakterlik bir dünya olduğunu unutup, cevabı sayfalar olan, hala net cevapları olmayan soruları insanlara sormanın amacı ne olabilir ki ?
Kahveye çevirmeyin : Mention olayını asla abartmayın. Sizi ve mention attığınız kişiyi takip edenlerinde timeline’ı sürekli ikili muhabbetlerle kirletmek hoş bir görüntü oluşturmamaktır. Çok farklı insanlar ile iletişim dışında yakın arkadaşlarınız ile bunu sürekli hale getirmeyin. 1-2 mention sonrası kesinlikle farklı bir şekilde devam edin. DM ile muhabbetinizi devam ettirmek en doğrusu.
Yazışmalar farklı algılanır : Yazışmalarınızda kesinlikle bir şey ifade ederken, riskli ve yanlış anlaşılacak cümlelerde ” :)” kullanın. Bazen sizin hiçbir kötülük düşünmeden yazdığınız twitler çok farklı anlaşılmakta ve farklı tepkilere yola açmaktadır.
Kasmayın : Twitter’ın en akıcı kullanımı kendinizi kasmamanız. İyi bir twitter kullanıcısı olmaya çalışın, RT almaya değil ! Siz zaten üreten, kasmayan bir yapıda olduktan sonra talep görmemeniz imkansızdır.
Sözleri abartmayın : Alıntı sözler derdinizi anlatmak için elbette çok önemlidir fakat gün içinde çok fazla paylaşmayın. Bir dönem Facebook’un en fazla ‘’Like’’ alan edebiyat sayfalarını Twitter’a taşımak pek de anlamlı bir şey olmaz.
Herkese bir cevabınız olmasın : Sıkça rastladığım bir durum bu. Bir kişi bir şey yazar, bir diğeri her yazılana bir‘’mention’’ atar. Herkese, her paylaşılan bir şeyi tamamlayıcı ‘’mention’’atmak zorunda değilsiniz, bu hem yanlış bir kullanım hem de mentionlaşmaya kapılmanız için bir tuzak !
Üst üste bir şeyler yazmayın : Twitter’da yapılan büyük yanlışlardan birisi de bu. Aklınızdaki düşünceyi parça parça twitler ile 7-8 twit atarak girmeyin. Böyle durumlarda kendi bloğunuza geçip,tek bir twit ile söylemek istediklerinizi okutmanız mümkün.
Dikkat RT çıkabilir : İnsanlar takip ettiği kişilerin yazdıklarını daha sık görmek ister. Bazen ‘’RT’’ olayını abartmamak gerek. Çok fazla beğendiğimiz şeyler elbette olabilir fakat aynı anda 10 kişiyi RT etmek iyi bir sonuç olmayacaktır.
Hali hazırda çalıştığım projemiz sosyal medya ajansında Sosyal CRM ve Online İtibar Yönetimi konusunda kendimi geliştirme şansı buluyorum. Aynı zamanda Bilişim Hukuku ile ilgilenen bir hukuk öğrencisi olarak hizmet verdiğimiz ve vereceğimiz markaların sosyal mecralarda müşteri şikayetleri hakkında soru işaretleri sebebiyle yazıyorum bu yazıyı.
Sosyal Medya’daki Fırsat-Tehdit:
Sosyal medya, özellikle “Facebook ve Twitter”, dilin kemiği olmadığını bir kez daha gösterdi hem tüketicilere hem markalara. Markanızın iştahını kabartan müşteri ve müşteri adayları bu mecralarda altın değerinde. Ancak bu kişilerin ürün ve hizmetlerinize yapacakları eleştirilerin getirdiği riski iyi yönetemezseniz, bu mecralardaki büyük fırsat sizin için büyük bir tehdide dönüşür.
Sıkça Sorulan Soru:
Bu noktada marka temsilcilerinden sıkça duyduğumuz sorular: “Olumsuz yorum gelirse ne olacak? Böyle durumlarda ne yapıyorsunuz?” Sorusuna cevap oluyor Sosyal CRM ve hukuk. Cevabımız;sakin olun ve aşağıda yazacaklarımı okuyun.
Hukuki açıdan bilmelisiniz ki:
Müşterilerinizin ürün ve hizmetinizden memnun kalmama ve bu memnuniyetsizliğini dile getirme hakkı bir anayasal haktır ve TC. Anayasası’nın temel hak ve özgürlüklerinden “düşünce ve kanaat özgürlüğü” kapsamındadır.Müşterilerinizin olumsuz eleştirilerine karşı bir hukuki dayanak ileri süremezsiniz.
Bu olumsuzluğun önüne geçmek için sosyal medyada çözüm önerim sosyal CRM;
Kesinlikle sosyal medyada yer almak istiyorsanız, bunlardan kaçmamalısınız. Şeffaf,anlayışlı, müşteri ve çözüm odaklı olmalısınız. Eğer yaklaşım tarzınız bu olursa, hem olumsuz düşünen müşterinizi hem de olumsuz düşüncelerini aktaracağı aday müşterilerinizi kazanmış olursunuz.
Hangi hukuki kural:
Ancak; bazen öyle geri bildirimler gelir ki, burada müşteriniz markanıza aleyhe ticari itibarınızı zedeleyici ve haksız yorumlarda bulunur.Böyle bir durumda sosyal medyada markanıza yapılan saldırının özelliğine göre farklı hukuki imkanlarınız mevcuttur.
Meşru Müdafaa: Eğer firmanıza yöneltilen bu saldırıyı “ihtiyati tedbir yoluyla saldırının önlenmesi” gibi bir yolla derhal önlemeniz mümkün değilse, saldırıyı yapan kişinin “yalan beyanda bulunduğunu”, bu kişiler gazetecilik mesleğine dayanarak yanıltıcı beyanda bulunuyorsa kişilerin “mesleki ahlak ve şereften uzak olduğunu” belirten, haksız saldırıya karşı ölçülü karşı beyanda bulunabilirsiniz.
2. Hukuk Davaları: Eğer firmanıza yöneltilen bu saldırı kişilik haklarınıza zarar veriyorsa Medeni Kanun madde 24’e –kişiliğin korunması- gidebilirsiniz. “Hukuka aykırı olarak kişilik hakkına saldırılan kimse, hâkimden, saldırıda bulunanlara karşı korunmasını isteyebilir. Kişilik hakkı zedelenen kimsenin rızası, daha üstün nitelikte özel veya kamusal yarar ya da kanunun verdiği yetkinin kullanılması sebeplerinden biriyle haklı kılınmadıkça, kişilik haklarına yapılan her saldırı hukuka aykırıdır.”
Bu durumda davacı;
a. Saldırının önlenmesi,
b. Sürmekte olan saldırının sona erdirilmesi,
c. Sona ermiş olsa bile etkileri devam eden saldırının hukuka aykırılığının tespiti,
d. Düzeltmenin veya kararın üçüncü kişilere bildirilmesi ya da yayımlanması,
e. Maddi ve Manevi Tazminat,
f. Eğer saldırı dolayısıyla elde edilmiş olan bir kazanç varsa vekâletsiz iş görme hükümlerine göre kendisine verilmesini,
İsteyebilir.
Önerim:
Olumsuz eleştirilerden kaçmak mı, kalıp onlarla barışçıl ve hukuki yollarda çalışmak mı? Kesinlikle kalın ve sosyal ağların fırsatlarından yararlanın. Olumsuz eleştiriye uzak kalıp internette barınmasına izin vermek üç maymunu oynamak demektir. Sosyal medyada yer alın ve kazanın.
Güzel bir fikriniz var veya deneyimlerinizi paylaşmak istiyorsunuz. Bu amaçla kendi web sitenizi açmak istiyorsunuz. Ama aklınızda deli sorular Web Sitesi Nasıl Açılır?
Endişe etmeyin aşağıdaki yazıyı okuyarak kişisel web sitenizi kurabilirsiniz.
Harika! İşte başlıyoruz
Ancak nasıl yapacağınızı bilmiyorsunuz… Merak etmeyin, web sitesi açmak sanıldığı kadar zor bir şey değil.
Website domain’i satın almak
Detaya inmeden önce websitenize ait bir domain ismine (websitem.com gibi) sahip olmanız gerektiğini hatırlamalısınız. Seçeceğiniz domain websitenizin ziyaretçilerine sunacağı hizmeti özetleyen bir isme sahip olursa daha akılda kalıcı olacaktır.
Akılda kalıcı ve kısa bir domain ismi büyük bir avantaj sağlayacaktır…
Örneğin, yaptığınız seyahatlerden bahsedeceğiniz bir websitesi açacaksanız gezilecekyerler.com gibi bir domain ziyaretçilerinizin aklında yer edecektir.
Hangi domain’ler alınmaya müsait, nerden satın alabilirim bu domain’leri derseniz Namecheap Domain domain konusunda oldukça ucuz fiyatlar sunuyor. Pek çok Amerikalı website sahibinin tercih ettiği, güvenilir ve hızlı hizmete sahip Namecheap’i domain konusunda öneririm.
Peki domain’i aldım, nasıl web sitesi açacağım?
Websitenizi yayına geçirmek için domain satın almak yetmiyor. Ayrıca yazılarınızı yazacağınız, resimlerinizi/videolarınızı paylaşacağınız veya başka kullanıcıları üye yapıp üyelerinizin paylaşımlarınızı yayınlayacağınız bir uygulamaya ihtiyacınız var.
Milyonlarca kullanıcı, websitesi uygulaması olarak WordPress’i tercih ediyor.
Bu uygulamayı, web tasarımcısı/yazılımcı iseniz kendiniz yazabilirsiniz, ancak yazılımcı değilseniz de üzülmeye gerek yok! Halihazırda kendi website uygulamanızı oluşturmaya yarayan pek çok ürün mevcut. Örneğin şu anda bulunduğunuz sitenin kullandığı WordPress‘i uygulama olarak kullanabilirsiniz.
WordPress ile bir an önce kendi yazılarınızı, fotoğraflarınızı, videolarınızı paylaşabileceğiniz bir site açıp domain’inize bağlayarak websitenizi yayına geçirebilirsiniz!
WordPress’i nereye kuracağım peki?
WordPress’i tıpkı domain gibi satın alacağınız bir hosting’e kurmanız gerekiyor. Hosting, sizin web sayfalarınızı yayınlayan, dosyalarınızı barındıran hizmete verilen isim.
Hosting için websitenizin hızlı çalışması açısından Türkiye kaynaklı bir firmayı tercih etmenizi öneririm. Şimdiye kadar bir sorun yaşamadığım, destek konusunda yardımını esirgemeyen Guzel Hosting‘i tavsiye ederim.
Domain satın aldım, WordPress’i hosting’ime attım, bitti mi?
Satın aldığınız domain’i, kurulumu yaptığınız hosting’le birleştirmeniz gerekiyor. Bu konuda hosting sağlayıcınızdan destek alabilir veya aşağıdaki iletişim kutusunu kullanarak bizden tema kurulum wordpress kurulum konularında destek alabilirsiniz.
Android kullanıcılarının sıklıkla karşılaştığı Google Play Hizmetleri Durduruldu hatası almaktan dolayı şikâyetçi. Biz de sıklıkla görülen “Maalesef com.google.process.gapps işlemi durdu” (Google Play Hizmetleri Durduruldu) hatası için çözüm yollarını sizin için bir araya getirdik.
Sıkça Sorulan Başlıklar:
Bu yazı aşağıdaki sorduğunuz soruların tamamına çözüm üretmektedir.
Gogle Play Store güncelleme yapmıyor,
Google hizmetleri sürekli olarak duruyor,
Google Play Store inmiyor,
Google Play sürekli olarak duruyor hatası
Google Play Durduruldu Hatasını çözmek istiyorsanız yaklaşık 5 dakikanızı bize ayırarak çözüm yollarını sırasıyla kontrol etmeniz gerekmektedir.
Neden Google Play Durduruldu Hatası Alıyorum
Google Play durduruldu hatasını, Google uygulamalarından kaynaklandığı belirtilmiş olup, telefonunuzu fabrika ayarlarına döndürdükten sonra Google Play açmaya çalıştığınızda veya güncelleme sırasındaki yerel depolamadaki uygulamaların önbellek sorunlarından kaynaklanmaktadır. Yani Google sunucusu ile telefonunuz senkronize olmadığı durumlarda Play Store durduruldu hatası alırsınız.
Bende bir Samsung J7 Prime kullanıcısıyım ve Samsung J7 Prime’da Google Play Hizmetleri Durduruldu hatasını sıklıkla aldım. Daha önce HTC cihazımda da bu sorunla sıklıkla karşılaşmıştım. Size yardım olması açısından bu yazıyı yazdım.
Google Play Hizmetleri Durduruldu Hatası çözümü için aşağıdaki çözüm yollarını takip ediniz. Dipnot: Aşağıda yapacağınız işlemlerde sorunu çözmek için üçüncü adımda Google hesabını kaldırıp tekrar ekliyoruz. Mail adresinizi unutmaya karşın bir yere not almayı unutmayınız.
Google Play Hizmetleri Durduruldu Hatası Çözümü
1. Önbellek ve Verileri Temizleyin
Google Play Hizmetleri Durduruldu Hatasını gidermede çözüm yollarını kolaydan detaya doğru gideceğiz. İlk etapta da telefon temizliği dediğimiz önbellek temizleme işlemini yapacağız. Bu işlemi CCleaner dediğimiz programlarla yapacağınız gibi manuel olarak da daha sağlıklı şekilde yapabilirsiniz. Bizim tavsiye ettiğimiz aşağıda anlattığımız yoldur.
Ayarlar menüsünü açın.
Uygulamalar seçeneğine gidin.
“Google Play Store” uygulamasını bulun.
Sırası ile;
Önbellek ve verileri temizleme
"Durmaya Zorla" (Force Stop),
"Verileri Temizle" ve
"Önbelleği Sil" diyoruz.
Telefonumuzu kapatıp açarak yeniden başlatınız.
Şu an gidip tekrar bakın ve sorunun çözülüp çözülmediğini kontrol ediniz. Sorun devam ediyor mu? Sorun devam ediyorsa 2. Yol adıma geçiniz.
2. Google Play Store Güncellemelerini Kaldırın
Önbellek temizleme sorunu çözmediyse Google Play Store uygulamasının güncellemelerini kaldıracağız. Play Store güncelleme kaldırma ve alt versiyona dönmek için aşağıdaki çözüm yollarını takip ediniz.
Ayarlar menüsünü açın.
Uygulamalar seçeneğine gidin.
“Google Play Store” uygulamasını bulun.
Güncellemeleri Kaldır “Devre Dışı Bırak” seçiniz.
Telefonumuzu kapatıp açarak yeniden başlatınız.
Şu an gidip tekrar bakın ve sorunun çözülüp çözülmediğini kontrol ediniz. Sorun devam ediyor mu? Sorun devam ediyorsa 3. Yol adıma geçiniz.
3. Google Hesabını Silin ve Yeniden Ekleyin
İlk iki adımda önbellek temizleyip Google güncellemelerini kaldırdık. Bu adıma geçtiğinize göre sorun devam ediyor. Bazı durumlarda Play Store uygulama indirme hatası ve uygulama güncelleme hatası çözümü için tabletten/telefondan Google hesabını kaldırmak sorunu çözebiliyor.
Google Play Hizmetleri Durduruldu Hatası- Google Hesap Kaldırma
Ayarlar menüsünü açın.
Hesaplar seçeneğine tıklayın.
Google seçin.Mevcut hesabınızı seçin.
Sağ üstte … (üç noktalı) kısımdan hesap silin.
Telefonunuzu yeniden başlatın
Daha önce kullanmadığınız bir Google hesabı ekleyin.
Gerekli güncellemeleri yapıp ayarladıktan sonra bu mail adresini kaldırıp istediğiniz mail adresini ekleyiniz.
Yukarıdaki adımın sorununuzu çözüp çözmediğini kontrol ediniz. Eğer hala sorun devam ediyorsa bir sonraki adımı takip ediniz.
4. Uygulamaları etkinleştirin
Bazen yanlışlıkla devre dışı bıraktığınız Google hizmetlerini Google Play Hizmetleri erişemediğinden ‘Google Play Hizmetleri Durduruldu Hatası’ vermektedir. Hatanın çözümü için;
Telefonunuzu uçak moduna alın.
Ayarlar menüsünü açın.
Uygulamalar seçeneğine gidin.
Tüm Uygulamalar kısmına gidin.
Listede devre dışı kalmış Google hizmetlerini tekrar etkinleştirin.
Uçuş modunu kapatıp telefonunuzu yeniden başlatın.
Yukarıdaki adımın sorununuzu çözüp çözmediğini kontrol ediniz. Eğer hala “Maalesef com.google.process.gapps işlemi durdu” Sorunu devam ediyorsa bir sonraki adımı takip ederek Farklı bir Google Play uygulaması indirerek kurulum yapınız.
5. Google Play Store için farklı bir app yüklemesi yapın
Android cihazınızdaki versiyon farklılığı nedeni ile durduruldu hatası alıyorsanız, farklı versiyon “Google Play Store” uygulaması indirmek için, ApkMirror sitesini ziyaret ediniz.
Apkmirror - Google Play Store Eski VersiyonlarSayfayı aşağıya kaydırdığınızda yukarıdaki gibi bir yer göreceksiniz. Burada istediğiniz versiyonu indirin ve
Ayarlar menüsüne gidin,
Güvenlik kısmına gelin,
Bilinmeyen Kaynaklardan Yükle kısmına gelerek ‘Aktif’ hale getirin.
Daha sonra indirdiğiniz Google Play Store APK dosyasını telefonunuza kurun.
Muhtemelen sorununuz bu adımda çözülecektir. Sorun devam ediyorsa bir sonraki adım olan Google Hizmetler Çerçevesini (Google Services Framework) uygulamasının ayarlarına el atalım.
6. Google Play Hizmetler Çerçevesi Ön Belleğini temizleyin
Google Hizmetler Çerçevesini (Google Services Framework) uygulamasının önbellek ve verilerini temizlemek için aşağıdaki adımları takip ediniz.
Telefonunuzu uçak moduna alın.
Ayarlar menüsünü açın.
Uygulamalar seçeneğine gidin.
Tüm Uygulamalar kısmına gidin.
Buradan Google Hizmetler Çerçevesini (Google Services Framework) Bulamazsanız, ‘Sistemi Göster’ seçeneğine tıklayın.
"Durmaya Zorla" veya Force Stop seçin
Hemen altında yer alan "Depolama" kısmına girerek "Verileri Temizle" ve Önbelleği Sil" yapın
Önbellek ve verileri temizleme
Bu adımda sorunun çözülüp çözülmediğini kontrol ediniz. Google Play Hizmetleri Durduruldu ve Google Play güncelleme sorunu hala devam ediyorsa aşağıdaki yönteme geçiniz.
7. System View Uygulaması Önbelleğini temizleyin
System View uygulamasının önbellek ve verilerini temizlemek için aşağıdaki adımları takip ediniz.
Telefonunuzu uçak moduna alın.
Ayarlar menüsünü açın.
Uygulamalar seçeneğine gidin.
Tüm Uygulamalar kısmına gidin.
Buradan System View seçeneğine tıklayın.
"Durmaya Zorla" veya Force Stop seçin
Hemen altında yer alan "Depolama" kısmına girerek "Verileri Temizle" ve Önbelleği Sil" yapın
Bu adımda sorunun çözülüp çözülmediğini kontrol ediniz. Sorun hala devam ediyorsa bir sonraki adıma geçebilirsiniz.
8. Fabrika ayarlarına geri alın
Son çare olarak cihazımızı fabrika ayarlarına döndüreceğiz fakat bu adımda tüm verilerimiz silineceği için mutlak suretle veri kaybına uğramamak için yedek alınız. Ayarlar menüsünden Fabrika ayarlarına döndürebilirsiniz. Yukarıdaki işlemler sonucunda eğer hala Google Play Hizmetleri Durduruldu hatası devam ediyorsa Google Destek ile iletişime geçerek teknik destek isteyiniz..
Arama motoru optimizasyonu çalışmasının önemli ayaklarından biridir Backlink. Daha önceki yazılarımda ne denli önemli olduğunu açıklamıştım. Lakin ayrıntıya girip derin anlatmak farz oldu: Backlink almak Neden Gerekli?
Arama motorlarında en öncelikli amaç ziyaretçilerin doğru adreslere ulaşmasını sağlamaktır. Bu noktada sadece sitenin verdiği bilgiler(içerik) yeterli görülmeyip diğer başka parametreler de bu ayrımın içine katılır. İşte Backlink almak bu parametrelerin arasında önemli bir yere sahiptir. İçeriğinizin başka siteler tarafından referans gösterilmesi ve önemsenmesi arama motorunu mest eder. Ve hızlıca basamakları tırmanmaya başlarsınız. Ancak burada kimsenin belirtmediği birtakım gerçekler vardır.
Backlink veren sitenin Pagerank‘i yüksek mi?
Verilen link kalıcı mı?
Doğrudan anasayfayı mı hedefliyor? Yoksa spesifik olarak bir sayfaya mı yönlendirilmiş?
Verilen linke tıklayan ziyaretçilerinizin o sayfada geçirdiği ortalama süre nedir?
Backlink dağılımının lokasyonu geniş bir alana yayılıyor mu?
Backlink almak istediğiniz sitenin kategorisiyle sizin sitenizin kategorisi benzeşiyor mu?
Bu soruları cevaplamadan backlink hesabı yapmak gerçekçi olmaz. Şimdilerde sıklıkla backlink paketi satan yarı-profesyonel webmaster’lara rastlamak mümkün. Fakat hiçbiri yukarıdaki sorulara dürüstçe cevap veremez. Oysaki aynı gün ve saatte paylaşılan yüzlerce link arama motorlarının botları tarafından spam olarak algılanır ve sonunda ceza alabileceğiniz bir sürecin içine çekilmiş olursunuz…
Dürüst yoldan backlink kazanmak için en kolay sistem blog açmaktır. Sitenizin içeriği ne olursa olsun mutlaka sektörünüzün genelini ilgilendiren tarzda bir blog açarak ziyaretçilerinize ticari menfaatten uzakta bir platform yaratın. Burada oluşturacağınız içeriğinizin içine asıl sitenizden referans olabilecek linkler ekleyerek kalitesinden emin olduğunuz backlink’ler edinebilirsiniz. Tabii bu aynı server üzerine kurulu websiteleri için biraz karmaşık bir hesap gerektirecektir…( sabah akşam link ekleyip 1000 adet backlink kazanmayı hayal ediyorsanız şimdiden söyleyelim; o iş olmaz)
Blog sitenizi kurduktan sonra benzer konularda içerik yayınlayan diğer sitelerin webmaster‘larına ulaşarak link paylaşımı teklif edebilirsiniz. Bu gayet adil bir yöntemdir ve iyi iletişim kurulursa karşılıklı olarak memnun kalınabilir. Ne olduğu belirsiz backlink paketleri satın almak yerine yine dürüst bir yaklaşımla çevre edinmeyi deneyebilirsiniz.
Sitenize gelen backlink’lerin sektör içinden olması ayrıca işinize yarayacaktır. Sosyal medya ile ilgili bir siteniz varsa ve diğer sosyal medya sitelerinde haberleriniz paylaşılıyorsa arama motoru bunu mutlaka dikkate alarak size özel bir sıralama yaratacaktır. Aynı sektör içinde referans gösterilmek çok değerlidir. Ancak maalesef backlink alma uğruna sektörden alakasız, kalitesiz forum sitelerinde, açık dizinlerde yer alan binlerce site vardır. Bunların birçoğu ceza yediklerinin farkında bile olmadan neden Google’da üst sıralara çıkamadıklarını sorgulayıp dururlar…
Kısaca özetleyecek olursak;
Sektör içinden backlink almak,
Farklı bölgelere eşit dağılan backlink’ler almak,
Pagerank’i yüksek sitelerden backlink almak,
Kalıcı bağlantı şeklinde backlink almak,
Anasayfanın dışındaki sayfalara da backlink almak arama motoru optimizasyonu açısından çok çok önemlidir…
Geçen hafta İTO‘nun düzenlediği Mobil Pazarlama Semineri‘ne katıldım. Sektörün profesyonelleri nediyor? Bu işler nereye gidiyor? Üç büyükler neler yapıyor v.s. öğreneyim, bir nabız yoklayayım, bakalım biz neredeyiz, insanlar nerede bilelim istedim.
MMA‘dan PaulBerney‘in sistemi doğru özetleyen ve ufuk açıcı sunumunun ardından bizimüç büyüklerin (Turkcell, Vodafone ve Turk Telekom)’nın konuşmaları gerçekten ufukkapatıcı oldu. Özetle SMS gönderimi aşağı, SMS gönderimi yukarı, SMS şöyle SMSböyle, Foursquare tü-kaka, SMS harika, MMS bir başka v.b. konuşmalarının ağırlıklı olduğu panelde bir tek AVEA Pazarlama Müdürü’nün Rixos otelleri ile kayda değer bir çalışma yaptıklarından bahsedebilirim. Bu arada daha önce benzeten oldu mu bilmem AVEA Pazarlama Müdürü/Direktörü’nün Game of Thrones‘taki Lord Varys‘e benzemesi oldukça enteresan.
Neyse, ülkemizde her ne kadar Mobil Pazarlama biricik tröst‘ümüztarafından SMS ve MMS gönderimi olarak gazlansa da, aslında tüm dünyada iş buboyutu çoktan geçmiş durumda. Daha önce Utility Marketing‘den bahsetmiştim. Mobil Pazarlama’nın web sitelerinin uyarlanması ve SMS gönderimi dışında daha büyük misyonları var.Bakınız Wikipedia‘da konuyu aynen bu yönüyle ele almış. Ne var mesela? QR kodları var, uygulamalar ve oyunlar için reklamlar var, kurumların sponsor olacağı uygulamalar var, lokasyon bazlı servisler var, dijital billboardlarda telefonuzla katılıp oynayabileceğiniz projeler var… Kısacası taciz etmeyen, işlevsel ve insanlara fayda sağlarken markalar ile iletişim sağlayacak yöntemler var.
İnsanların gözüne gözüne sokarak, “Bu iyidir, bunu alın!” tadında mesajınızı söyleyip geri çekilmek gerçekten çağ dışı. Bu konuda ısrarcı olmak ise dünya yuvarlaktır diyene karşı gelmek ile aynı şey. İletişimin çift taraflı olduğu bir dönemde size gelen mesaja muhatap bulamamanız ve istemediğiniz mesajları almaya devam etmeniz George Orwell‘in 1984 kafası ile aynı.
Panel’de üç silahşörler her ne kadar SMS’in lokasyon bazlı kullanılabileceğinden ve pilot uygulamaların fevkaladenin fevkinde olduğundan bahsetmiş olsalar da bunu bana satamadılar maalesef. Haydi Bağdat Caddesi’nde Caffe Nero’nun yanından geçerken promosyon SMS’i geldi diyelim. AVM’lerde ne yapılacak mesela? AVM’ye giden tüketicinin suçu ne?
Ha, bir de izinli SMS gönderim listesi diye bir şey varmış. Yeri gelmişken belirteyim. GSM operatörümden izinli SMS gönderimi listesinden çıkarılmış olmama rağmen BONUS, GARANTİ, TEB, RAKİP GSM OPERATÖRÜ ve BİLİMUM İZİN VERMEDİĞİM YERLERDEN günde onlarca SMS almış olmaktan bıktım. Okumadan siliyorum. Hepsine de küfür ediyorum. İzinsizi buysa, izinlisinin vay haline diyorum.
Son olarak; panelde Berney’nin üzerinde durduğu bir başlık oldu. “İnsanların artık sizin ürünlerinizi pazarlamanıza ihtiyaçları yok.”
Evet, öyle! Onlara bir şey satmaya çalışmayın. Ürün ve markanızı rahat satın alınabilir hale getirin yeter.
Linkedin şirketlerinin sayısı yaklaşık 3 milyon olduğunu biliyoruz, peki sizin şirketinizin sayfası burada yer alıyor mu? İşte Linkedin‘ de şirket sayfanız olması için 10 sebep:
1) Ücretsizdir!
2) Muhtemelen Google’da yapılan aramalarda şirketiniz ilk sayfada çıkar.
3) Ürünlerinizi, hizmetlerinizi ve hepsinden daha da değerlisi, çalışanlarınızı göstermek için mükemmel bir vitrindir.
4) Linkedin’de şirketinizi takip edenlere ürünlerinizi,hizmetlerinizi, aktivitelerinizi, ödüllerinizi, fırsatlarınızı ve promosyonlarınızı duyurma şansı sağlar. (tamamen hedefe yönelik)
5) Çalışanlarınızın profil oluşturup şirket sayfasına kendisini eklemesini teşvik ederek Linkedin’de şirketinizin herkes tarafından görülmesini sağlarsınız.
6) Büyük olasılıkla rakipleriniz vardır, Linkedin.com’da onları mutlaka kontrol edin. Rakiplerinizin olduğu yerde sizin olmamanız sizin için eksi bir puan olacaktır.
7) Ücretli de olsa son dönemlerde iş ilanlarınızı yayınlamak için en ideal yerdir.
8) Ürünlerinizle ve hizmetlerinizle ilgili müşterilerinizin yorumlarına yer verebilirsiniz.
9) Şirketinizle alakalı blog yazısı ve Twitter güncellemeleriniz Linkedin sayfasında yer alır ve takipçilerinize güncel haberler verme şansı tanır.
10) Bütün bu işlemleri yapmak zahmetsiz olduğu gibi pazarlama stratejilerinizde de size faydalı olacaktır.
Blog için içerik nasıl üretilir, Başarılı bir blog yazısı nasıl olmalı elimden geldiğince size blog için içerik üretme yöntemlerinden bahsedeceğim.
Ne zamandır yazmak istediğim bir yazıydı bu. Fakat geciktikçe, yazmak daha bir boynumun borcu oldu. Sosyal medya ile ilgili yapılması gereken ve yapılmaması gerekenleri arasanız Google amcada binlerce yazı çıkar karşınıza. Her yazıda görmekten bıkıp usandığınız stratejiler, sihirli kelimeler, uçmalar falan. Hiç bir şey anlamazsınız. İyide bunun yapılmışı yok mu diye bakmak isteseniz bulmak biraz zor!
İçerik nasıl üretilir diye düşünürken, bir süredir kendi kendime izlediğim takip ettiğim bir sayfa var. Hem Web sayfası hem Facebook sayfası. Öyle ki zaman içinde kendi kendime farkında olmadan takip ettiğim, her paylaşımda mutlaka tıklayıp okuduğum, beğendiğim paylaştığım bir sayfa. Onca marka nice ajanslara nice Sosyal Medya Uzmanına(!) gitti ama ben böylesi güzel içerik üretilen bir sayfa daha görmedim. Şuan kendi iş alanlarıyla alakalı olarak bence ilk sırayı hak ediyorlar. Üstelik bu Sosyal Medya yönetiminin tek bir kişi tarafından yapıldığını duyunca da küçük bir şaşkınlıkta yaşamadım değil.
(bu arada x sitesinin reklamını yapmamak için adını buradan yayınlamayacağım dileyen varsa özelden mesaj atabilirim.)
Ah “Sosyal Medya” sen nelere kadirsin!
Blog siteleri ile yakından ilgilenirim ve bazen x sitesine gidip bir yenilik gelişme, güncelleme var mı diye bakardım. Zamanla site hem içerik hem görsellik açısından çok güzel bir ivme kazandı. Sitenin kullanımı ve bilgi çeşitliliği de yeterince genişledi. Sitede dolaşırken kampanya olur kaçırmayayım diye Facebook sayfalarını beğendim. Önceleri pek gözüme çarpmıyordu...
Blog için içerik nasıl üretilir? konusu yanında sosyal medyaya önem verin. mücecher gibi toprağın altında keşfedilmeyi beklemeyin.
Zaman içinde, paylaşılan her içeriğe yorum yapmaya, beğen tıklamaya, Web sitesine dönüşler yapmaya başladım. Öyle ki şuan bir paylaşımlarını görmeyeyim, bir şeyler ters gidiyor ya da Facebook’ta bir sıkıntı var der,hemen ara kısmından sayfayı bulmaya bakmaya çalışırım.
Çünkü artık takip ettiğim, beğen’diğim bu sayfa artık “timeline”ımın bir parçası haline geldi. İşte bu! Bunca Sosyal Medya eğitimi semineri, E-ticaret panellerinde size bir dünya stratejili jelibonlu mis kokulu anlattıkları şey bu! Markanızı bir insanın duvarına yapıştırabilmek, öyle ki bir paylaşım eksik olduğunda rahatsızlık versin.
“İçerik kraldır diye Steve Jobs havasında seminer veren adam bak gördün mü içeriği! Sen böyle somut bir şeyler koymadan anlat bakalım böyle jelibonlu jelibonlu.”
Yaptıkları şey hem çok basit hem bedava! Evet evet bedava. Zaten konusunda uzmanlar, yani yaptığı işi iyi biliyorlar. Yaptığınız işi sizden daha iyi kim bilebilir ki zaten. Sosyal medya uzmanı bilemez! Ne yapıyor; alıyor eline ürünü incelemesini yapıyor, fakat bunu sunarken öyle ballı ballı değil, uzun uzun hiç değil “micro” yapıyor. Zaman artık çok kısıtlı ve değerli değil mi?
Artık bunca yazınınblog’un, içeriğin dolandığı bu ortamda, bana en sade en kısa veen anlaşılır hali ile çabuk bilgimi ver gideyim.
Sadece ürün incelemesi falan değil tabi mevzu. İçerikleri gerçekten girip bir görmeniz lazım. Ben olsam Sosyal Medya eğitimlerine ders diye koyarım bu sayfayı. Bak içerik böyle üretilir diye. Her gün pratik küçük bilgiler fotoğrafla ilgili, en beğenilen fotoğraflar, ürün tanıtımları, göze ruha güzel görünen ne varsa burada. Benim en favorim ise şu; bir fotoğraf paylaşılıyor müthiş keyifli bir fotoğraf. Herkes beğeniyor paylaşıyor yorum atıyor. Bir sonraki paylaşımda, bu fotoğraf nasıl çekildi? Sonra gir kurumsal blog’a oku. Fotoğrafın her adımda nasıl işlendiğini öğren, git aynı açıdan sende çek dene öğren!
Geldik mi şimdi fayda sağlamaya deneyime. Hani o seminerlerde size süslü süslü sözlerle “Ürünlerinizi müşterilerinizin deneyimine sunun, onlara müthiş bir deneyim yaşatın” diyen Jobs kılıklı ve tavırlı abi var ya; al sana deneyim işte. Sayfaya yorum aldı beğen aldı, etkileşim paylaşım aldı, olmadı web sitesine girdik okuduk hit aldı, gittik fotoğrafı çektik bir şeyler öğrendik; E artık bir lens alacağın zaman da siteden bir sipariş ver artık!
Al sana e-ticaret, al sana dijital pazarlama! Hem de kralı. Sen müşterinin gözüne sayfanda ürünü sok, ürün satmaya çalış, kurumsal blogun da yine ürününden bahset, sonra “biz sosyal medyaya o kadar para harcıyoruz bir tane ürün satamadık” bu kafa ile daha da satamazsın.
Herkesin hakkını vermek gerek. Ben bir sosyal medyacı olarak helal olsun diyorum!
Anne Frank, 1940′larda 2. Dünya Savaşı sırasında 2 yıl boyunca saklandıkları gizli bölmede tuttuğu günlükleriyle insanı garip bir yolculuğa çıkartıyor. 13 yaşındayken nazi zulmünden kaçan Anne Frank ve ailesi bir iş yerinin gizli bölmesinde tam 2 yıl saklanmıştır. Daha sonra saklandıkları yerde ihbar edilmeleri sonucu yakalanmışlar ve Anne ‘da dahil olmak üzere baba Otto Frank hariç tüm aile toplama kampında hayatını kaybetmiştir.
Hikaye 1942 yazında Hollanda sokaklarında başlıyor. Anne Frank henüz12 yaşında bir kız. Kendisine hediye olarak gelen günlüğe ailesinin günlükyaşamı, gündelik Hollanda yaşantısı ve kendi iç dünyasını yazıyor. 1942 yılındaHollanda nazi işgali altındadır ancak geniş cepheler yüzünden nazi Almanya’sıHollanda’daki Yahudi vatandaşları fazla rahatsız etmemektedir.
Temmuz 1942′de ise Anne’nin ablası Margot nazi ordusu tarafından Yahudi olarak işaretlenir ve toplama kampına çağırılır. Bunun üzerine Frank ailesi ve Van Daan ailesi iş yerlerinin arkasındaki gizli eve taşınırlar. 2 sene boyunca bu gizli evden hiç çıkmayarak tutsak hayatı yaşarlar. Ağustos 1944′de Anna Frank 14 yaşındayken ihbar edilmeleri sonucu yakalanır ve toplama kampına gönderilirler. Anne Frank Mart 1945′de toplama kampında ölür. Aileden hayatta kalan tek kişi Otto Frank ise kızının günlüklerini kurtararak kitaba çevrilmesinde ön ayak olur.
Anne Frank’ın İç Dünyası
Anne Frank’ın öyküsünün aslında en dikkat çekici noktası,ergenliğe yeni adım atmış bir kızın iç dünyasını doğrudan size sunmasında.Çocukluğunun en aktif zamanında, bir evin arka tarafında gizlenmek zorunda kalan Anne’nin aile içi olaylara, insan ilişkilerine, dinlere ve en acısı savaşa bakışının doğrudan okuyorsunuz.
Anne Frank'ın fotoğraf kolajı - Anne ve Margot Frank'ın Mezarı
Günlükleri yazmaya başladığında 12 yaşında olan Anne Frank’ın hem büyümesinin etkisiyle hem de savaşın acı gerçeğiyle kaleminin de, düşüncelerinin de nasıl olgunlaştığını gözlemliyorsunuz. Savaşın bitmesi için hiç bitmek tükenmek bilmeyen umutlarını okurken bir yandan da küçücük dünyalarına gezi düzenliyorsunuz.
Sevgi, sevgi nedir? Sanıyorum sevgi sözcüklere sığmayan bir şey. Sevgi, birini anlamak, onun varlığından mutlu olmak. Mutlulukları, mutsuzlukları onunla paylaşmak… Bedenen yaşanan sevgi de onun bir parçası, bir şeyler paylaşıyorsun, biraz veriyorsun ve biraz alıyorsun.
Yukarıda alıntısını yaptığım kısım, Anna’nın aşk ile tanışmasından sonra düşündüklerini anlatıyor. Kitabın tamamında Anna’nın gelişen düşüncelerini de bulacaksınız.
Anne Frank her gün savaşın biteceği, özgür olacakları güne dair hayaller kurarken sizin gerçeği biliyor olmanız ise canınızı defalarca yakıyor. Anne gelecekte yapacakları ile ilgili belki de 50 yıl sonrasına ait tahminler yürütürken, siz savaşa ve bu şiddete lanetler yağdırıyorsunuz.
Kitabın Adı: Anne Frank’ın Hatıra Defteri Yazarı: Anne Frank Orjinal Adı: Anne Frank / Het Achterhuis Çeviri: Hakan Kuyucu Sayfa Sayısı: 341
1942 Springfield, Massachusetts doğumlu Michael Palmer’dan harika bir medikal gerilim romanı daha: 25. Madde.
25. Madde kitabında; Michael Palmer Bu medikal gerilim, Amerikan Başkanı Andrew Stoddard ve doktor Gabe Singleton çevresinde dönüyor.Başkan Stoddard’ın başarıyla çizilmiş güçlü, karizmatik velider kişiliği size “Evet,Amerika’nın doğru bir Başkan’ı var ve Amerika bu Başkan’a sahip çıkmalı”dedirtiyor. Geçmişte trajik bir olayın baş kahramanı olmuş ve şimdilerd einzivada, kendini mesleğine ve hayır işlerine vermiş doktor Singleton ise;eski dostu olan Amerikan Başkanı’nın ricasını kıramıyor ve Beyaz Saray’a adıma tıp Stoddard’ın kişisel doktoru olmayı kabul ediyor. Böylelikle hikayemiz Amerikan Başkanı ve tek hastası olan doktor ile başlamış oluyor.
Peki koca Amerikan Başkanı’nın zaten bir doktoru yok muymuş? Varmış fakat; önceki doktor ve doktorun kızı gizemli bir şekilde ortadan kaybolunca Başkan Stoddard bu acil durumda güvenebileceğini düşündüğü tek kişi olan eski dostu Gabe Singleton’a koşuyor.
Beyaz Saray’a gelince Başkan’ın kendisinden sakladığı sağlık sorununu ve daha birçok gizemi öğrenen doktor Singleton, bu gizemleri çözebilecek tek kişi olduğundan da bir haber. Peki Gabe Singleton kaybolan doktorun gizemini çözmeye uğraşırken, kendi geçmişinin şoke eden sırrını öğrenebilecek mi? Başkan Andrew Stoddard gerçekten hasta mı? Peki ya gerçekten Amerikan Başkanı olabilecek doğru kişi mi? Bu soruların cevabı için kitabı okumanız gerekiyor.
Bu kitabı diğer polisiye-macera kitaplarından farklı kılan en önemli özellik hikayenin Beyaz Saray’da geçiyor olması.
Michael Palmer
Yazar Michael Palmer, 25. Madde için Beyaz Saray Saray Tıp Birimi ile birebir zaman geçirmiş ve kitapta verdiği her bilgiyi esas kaynağından öğrenmiş. Örneğin Amerikan Başkanı’nın ülkeyi yönetmesini engelleyecek bir sağlık sorunu olduğunda yapılacakları ya da Amerikan Başkanı’nın ilaçlarının nasıl tahsis edildiğinin ayrıntılarını bu kitapta bulabilirsiniz. Elbette biz sıradan vatandaşlar elimizde reçetemiz bir eczaneye gidip ilacımızı rahatlıkla alırken, Amerikan Başkanı için söz konusu durum gizlilik ve güvenlik önlemleri zinciri demek oluyor.
Michael Palmer’ın orjinal dilinde tam 17 tane medikal gerilim romanı var ve bunlardan altısının (kesin sayı değildir) Türkçe’ye çevrildiğini görüyorum. Daha önce okuduğum “Beşinci Tüp” gibi, “25. Madde”yi de çok beğendiğimi söylemeliyim. Romanları New York Times’ın çok satanlar listesine girmiş bu yazarın başka kitaplarının da Türkçe’ye çevrilmesini yürekten diliyorum.
İstanbul hakkında tarih kitapları ile ilgili bir özet hazırladık. 16. YY'da İstanbul hayatını güzel ve sade dille anlatılmış. Kahvenizin yanında gidebilecek bir özet daha sizinle.
İstanbul hakkında daha çok okuyup daha çok öğrenme hevesiyle araştırma yaparken keşfettiğim kitaplardan biri de, Metin And’ın yazdığı “16. Yüzyılda İstanbul, Kent – Saray – Günlük Yaşam” oldu.
Metin And, İstanbul’un hakkını vermiş, gerçek bir İstanbullu. 1927′de gözünü açtığı bu şehrin sembol okullarında okumuş. Galatasaray Lisesi ve İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinden sonra, bir süre yurtdışına çıkıp, sonrasında kendisini Ankara’da buluvermiş. 2008 yılında hayata gözlerini kapayana kadar 54 kitap, 1500 kadar makale ve pek çok ödül, nişan sığdırmış ömrüne. 1994 yılında nihayet tamamladığı “16. Yüzyılda İstanbul, Kent – Saray – Günlük Yaşam” isimli eseri, önce Akbank kültür sanat tarafından türkçe ve ingilizce olarak basılmışsa da, okurlarla buluşamayıp ancak eşe dosta gönderdiği bir eser olarak kalmış. Vefatından bir sene evvel, Yky yayınları tarafından basıma hazırlanan kitabının gerçekten okurlarla buluşmasına, ömrü vefa edememiş. Kitabın Yky’deki ilk baskısı Sabri Koz editörlüğünde ocak 2011′de çıkarken, benim şuan elimde bulundurduğum, 2012 yılında yapılmış 2. baskısı.
Kitabın adının ”16. Yüzyılda İstanbul, Kent – Saray – Günlük Yaşam” olmasının elbette bir hikmeti var. Metin And, hayranı olduğu kenti, Osmanlı imparatorluğunun en parlak çağı olan 16. yüzyıldaki haliyle okuyucunun gözleri önüne sermek istemiş. Tarih kitaplarında okuduğumuz o soğuk anlatımın, ikinci dereceden kaynakların yerine, o dönemde İstanbul’da bulunmuş seyyah ve sefirlerin günlüklerine, hatıratlarına başvurarak birinci elden kaynaklardan şehri anlatmayı tercih etmiş. Kitabına daha önce Türkiye’de yayınlanmamış olan yurtdışındaki albümlerdeki minyatür ve resimleri, şehir panaromalarını koymayı, hikayesini resimlerle desteklemeyi tercih etmiş. Yazar, ikinci baskısı için hazırladığı kitabının önsözünde, bu resimleri elde edebilmek için verdiği uğraşıları büyük bir içtenlikle anlatır. ”16. Yüzyılda İstanbul, Kent – Saray – Günlük Yaşam”da içerik, aslında bir bakıma fotoğraflar ve şehir panaromaları üzerinden anlatılır.
Metin And, aslında görselliği bu derece öne çıkararak son derece riskli bir anlatım seçse de, aslında yerinde bir şey yapmış. Zira gözümüzün önünde o çağın insanlarının, o zamanın İstanbul’unun canlanabilmesi için bu gereklidir. Ancak kitabın dizgisi, yazarın ömrünün vefa etmeyişi de buna bir sebeptir, resimleri takip etmeyi, içerikle resmi bütünleştirebilmeyi birazcık zorlaştırıyor. Kimi zaman resme bakıp “Burası neresi ki şimdi” diye düşünürken, iki sayfa sonra o resmin anlatıldığı yere gelince, geri dönüp daha dikkatle incelemek gerekiyor. Bu, sıradan bir okuyucu için çok büyük bir eksiklikken, tarihle haşır neşir, öğrenmeye meraklı kimseleri yolundan döndürmüşlüğü de olmadığı kesindir.
İçerik itibariyle, 16. yüzyılda İstanbul’da bulunmuş seyyah ve sefirlerin hatıratlarından daha çok kent ve günlük yaşam gözlemleri için yararlanırken, saray hakkında daha çok türk kaynaklardan yararlanılmış. Türk kaynaklarında günlük yaşam hakkında çok fazla malumat bulunmazken, yabancı kaynakların da saray ve onun kuralları hakkında, elbette ki sefirlerin sarayı ziyaretleri hakkında anlattıklarını bir kenara bırakacak olursak, pek bir malumat verdikleri söylenemiyor. Bütün bunların dengesinin eserde iyi bir şekilde kurulduğunu düşünüyorum.
Esas itibariyle ”16. Yüzyılda İstanbul, Kent – Saray – Günlük Yaşam” bir anlamda İstanbul’un İstanbul olduğu zamanları anlatırken, bir yandan da çürümüşlüğü ve sefilliği her daim içinde barındırdığını küçük hoş anektodlarla hatırlatmaktan geri durmuyor. Metin And, 16. yüzyılda kentteki yaşayış hakkında epey bir malumat vermekle birlikte, daha ayrıntılı şekilde incelemek isteyenler ve konu hakkında hiçbir bilgisi olmayanlar için detaylı bir anlatım sunmuyor.
Kitap : 16. Yüzyılda İstanbul, Kent – Saray – Günlük Yaşam
Instagram‘da En Popüler 10 Hashtag kullanımının gittikçe yaygınlaştığı şu günlerde fotoğraflarınızı paylaştığınız anda daha fazla “Like” almak için kullanmanız gereken 10 hashtag aşağıdaki gibidir.
Hashtaglar dönemsel olarak değişebilirler. Anlamına göre fotoğraflarınızı doğru taglerle etiketlerseniz fotoğraflarınıza beğeniler yağabilir. Mesela şu sıralar 11.sırada #summer tagı var. Yaz fotoğraflarınızı #summer tagı ile etiketlemeyi unutmayın.
Buyrun Top 10 Instagram Summer 2012 #hashtag!
#love
#instagood
#tweegram
#photooftheday
#phonesia
#instamood
#me
#cute
#igers
#tbt
11′de #summer var. Haydi gelsin “Like” lar! Adam gibi fotoğraf çekerseniz 20 Like kafadan garanti veriyorum. 20 Like alamayan bana Tweet @hayatgaripcom atsın.
Eğer bir fotoğrafınıza beğeni çekmek istiyorsanız aşağıdaki hastaglari açıklamada kullanabilirsiniz.
Sosyal medya kullanıcısı her geçen gün kullanıcı sayısını artırıyor. Haliyle daha fazla insanla etkileşime geçme imkanı buluyorsunuz. İnsanlarla etkileşimde bulunmak için kullanabileceğiniz Twitter’ın, en önemli özelliği ise etkili hashtag oluşturmaktır. Peki hashtag nedir, nasıl oluşturulur?
Etkili hashtag oluşturma yöntemlerine geçmeden önce, Hashtag adı verilen “#” işaret; daha kolayaranmasını sağlamak için belirli bir konudan bahseden bir tweeti etiketlemekanlamına gelir. Yani bir konu hakkında konuşmayı kolaylaştırmak içinkullanılır. Hashtag oluşturduğunuz da bütün kullanıcılar o konu hakkındafikirlerini belirtebilir. Bu nedenle doğru hashtag oluşturmak çok önemlidir.Doğru bir şekilde oluşturulmamış hashtagler kontrolden çıkıp, istenmeyen birnoktaya varabilir.
Etkili hashtag oluşturmak için Yapılması Gerekenler:
En iyi hashtag kısa olandır. Uzun şeyler göz yorucudur ve insanlar onları okumaktan sıkılabilir. Ayrıca Twitter da attığımız tweetler 140 karakterle sınırlı olduğu için hashtag oluştururken tutumlu olmakta fayda var. Gereğinden uzun bir hashtag zaten sınırlı olan karakterlerimizi daha da sınırlandırır.
Konuyla ilgili kelimeler seçin. Seçtiğiniz kelimeler atılan tweetlere yön vereceği için hashtag oluştururken konuyla alakalı kelimeler seçmeye özen gösterin. Seçtiğiniz kelimeler konuyla alakalı olmazsa insanların yanlış anlamasına neden olabilir. Bu da konuşulmasını istediğiniz konudan uzaklaşılmasına ve olayın başka boyutlar almasına neden olabilir.
Hashtag kullanarak SPAM göndermeyin. Her yerde olduğu gibi twitterda da insanlar rahatsız edilmekten hoşlanmaz. İnsanları taciz etmekten kaçının.
Geniş kitlelere hitap ettiğinizi unutmayın. Bu yüzden fazlasıyla kişiselleştirilmiş hashtagler oluşturmayın. Ancak insanlar esprili ve komik şeylerden hoşlanır. Bu yüzden küçük kelime oyunları yapabilirsiniz. Böylece insanların ilgisini çekmeniz kolaylaşabilir.
Kelimeleri okunaklı yazın. Hashtag oluştururken Türkçe karakter kullanılmaması ve kelime öbeklerinin bitişik olması gerektiği için oluşturduğunuz hashtagin okunaklı olması çok önemli. Bunun içinde büyük harfler kullanın. Yani birden fazla kelime kullanacaksanız kelimelerin baş harflerinin büyük olmasına dikkat edin.
iPhone ya da iPad için uygulamanızı geliştirdiniz veAppstore’da Nasıl Öne çıkarabileceğinizi düşünüyorsunuz . Öncelikle Hayırlı olsun. Elbette bundan sonraki derdiniz de uygulamanızın çok sayıda indirilmesi. Peki bunu başarabilmek için neler yapmanız gerekiyor? ,
Her ne kadar uygulamanızı sağda solda bolca yazdırıp çizdirseniz de, AppStore’un kendi içerisindeki dinamikleri pek de bildiğimiz tarzda SEO işleyen bir model değil. Bir kere App Store’da editörler var. Bunlar kelli felli, sizin benim gibi insanlar.
Uygulamanız Appstore’da Nasıl Öne çıkar
Olay sadece robotlara kalsaydı belki de işler daha kolay olabilirdi ama maalesef karar verici insanlar tarafından uygulamalarınız teker teker inceleniyor. Bu arkadaşlar da App Store müşterilerine en yeni ve en güzel uygulamaları bulup tanıtmanın peşindeler. Tıpkı sizin en iyi ve en yeni uygulamaları App Store’da arayıp bulma isteğinize benzer bir istekle hem de.
Bu yüzden uygulamanızın editörler tarafından “Feature – Öne Çıkarma” edilmesi ya da “New and Noteworthy – Yeni ve Kayda Değer” kategorilerinde/listelerinde gösterilmesi demek uygulamanızın “Hoplayıver Çekirge” moduna geçmesi anlamına geliyor!
Gelin App Store’da uygulamanız nasıl “Hoplayıver Çekirge” yaparsınız bir göz atalım…
1. Adam Gibi App Fikri
Evet. Uygulama fikriniz satışı/indirilmeyi sağlayacak en önemli unsur. Uygulamanızın faydasının başkalarına aktarımı ne kadar kuvvetli bir dürtüyle olursa uygulamanız da o kadar fazla sayıda indirilir. Bu yüzden uygulamanız tam manasıyla kullanıcı tarafında bir değer yaratıyor olmalı. Başarılı bir uygulamanın taklitlini yapmanın sizi başarılı kılacağını düşünüyorsanız, yanılıyorsunuz.
2. Adam Gibi Kullanıcı Ara yüzü (User Interface, Grafik Tasarım)
Elinizde tasarım harikası iPhone ve iPad var. Teknoloji ve tasarım mucizesi olan bu cihaz kullanıcı tarafında yaşatılması gereken bir deneyimi (kullanılabilirlik özelliği) içinde barındırıyor. Siz dokunmatik ekranı olan bir cihaza web sitesi benzeri bir uygulama yaparsanız bu konuda baştan kaybettiniz demektir. Grafik tasarım, kullanılabilirlik üzerinde oldukça fazla zaman ayırmanız gereken ana konulardan biri. İyi bir grafik tasarımcı bulun, projenizi ona çok iyi izah edin ve UI (User Interface) anlamında başarılı bulduğunuz uygulamalardan bolca ilham alın.
uygulama Appstore’da Nasıl Öne çıkar
3. Apple’la Adam Gibi İletişime Geçmek
Appstore’da Nasıl Öne çıkar konusunda önemli bir nokta da İLETİŞİM! Biz bugüne kadar geçtik mi?Hayır, geçmedik. Bundan sonra geçeceğiz. Ama netice itibari ile uygulamanız fikir ve grafik tasarım anlamında (yukarıdaki ilk iki madde) göz dolduruyorsa(yani uygulamanıza güveniyorsanız) ne yapın edin Apple’daki editörlere ulaşmaya çalışın. Neden? Çünkü onlar da insan. Onlar da sizin harika bir uygulama geliştirdiğinizi bilmeliler!
4. Adam Gibi “Universal App”
Universal App demek, bir uygulamanın hem iPhone hem de iPad için yapılması demektir. Uygulama sayısı bakımından iPad’in bu konuda halen iPhone’a göre alması gereken epey yol var. Bu yüzden uygulamanızı Universal düşünecek olursanız, App Store editörlerinin daha fazla dikkatini çekeceğinizden hiç şüpheniz olmasın.
5. Adam Gibi Global Uygulama
Appstore’da Nasıl Öne çıkar sorusunun en önemli cevabı belki de, Satmak amacıyla bir uygulama yapıyorsanız, uygulamayı öncelikle İngilizce yapıp yapamayacağınızı düşünün. Eğer uygulamanızı İngilizce yapabiliyorsanız, bu dilde gazlayın gitsin. Global başlamak her zaman iyidir. Daha sonra uygulamayı farklı dillerde lokalize etmeye başlayabilirsiniz. Ama yavaş yavaş! Aceleye mahal yok :) Türkçe ile başlarsanız canınız sıkılabilir. (Bizim sıkılmıştı) Ha, ücretsiz yapacaksanız o zaman sorun yok… “Türkiyeee” şak şak şak “Türkiye!” şak şak şak.-Bu yazıyı okurken uygulamasını Türkçe yapmayı düşünen ama yazıyı okuduktan sonra İngilizce ’ye dönen arkadaşlar aşağıda yorum kısmına ad, soyadı ve mail adresinizi bıraksın lütfen. Apple’ın aldığı komisyondan sonra kalan %30′unuzu da ben alacağım. Bu tüyo ile sizi o derece kara geçirdim çünkü! - Ayrıca unutmadan, App Store editörleri çok dilli uygulamaları “Feature” etmeye bayılıyor.
6. Adam Gibi PR
Uygulama PR’ı konusunda henüz uzmanlaşmış bir PR firması Türkiye’de yok. (Kim yol alırsa malı götürür onu da söyleyeyim! Lazım çünkü.) Uygulamanızın artık global olduğunu varsayarak tüm yabancı, yerli uygulama tanıtım sitelerinde veya teknoloji sitelerinde çıkıyor olması demek sizin için her zaman “indirilme sayısındaki artış” demektir. Ayrıca bu App Store editörlerinin de dikkatini çekebilir. (Unutmayın, ne kadar çok ağ atarsanız, büyük balık yakalama şansınız da o kadar artar.)
7. Adam Gibi Yorumlar
Uygulamanıza tek yıldızlı yorumlar alıyorsanız, Apple editörlerinin sizi Feature etmesini beklemeniz azıcık “Abesle iştigal etmek!” olur. Bunu yapmayın. Zaten uygulamanız 3 yıldız ortalamanın altındaysa yukarıdaki ilk iki maddede mutlaka bir hata yapıyorsunuz demektir.
8. Adam Gibi Web Sitesi (Landing Page)
Uygulamanıza güveniyorsanız bir “Landing Page” şart. Hiç değilse bir blog açın da azıcık arama motorlarından da trafik sağlasın.
9. Uygulamanızı Adam Gibi Kategoriye Koyun
Emoji karakterlerinden uygulama yapıp bunu “Business, İş” kategorisine koyan arkadaşım, sen neyin kafasını yaşıyorsun? Gerçi burada Apple’ın da ayıbı var ama kategorinizi doğru seçin. App Store’da uygulamanız için çift kategori seçebiliyorsunuz. Örneğin eğiten bir oyununuz varsa, bunu hem eğitim hem de oyun kategorisinde listeleyebiliyorsunuz. Uyanıklık yapmayın!
10. Adam Gibi Fiyat
Her şeyi adam gibi yaptıktan sonra fiyatta saçmalamayın lütfen. EA Games ya da Disney değilseniz oyunlar $0.99-$2.99, diğer kategorilerdeki uygulamalar ağırlıklı olarak $0.99 – $4.99 arasında gider. Ücretsiz uygulama geliştirip, uygulamanız üzerinden reklam da satabilirsiniz. Tercih sizin!
Hala feature edilemiyor musunuz? Beklemekle olmaz. Kullanıcılardan aldığınız geri bildirimler altın değerinde. Uygulamanızı bu geri bildirimleri göz önünde bulundurarak güncellemeye devam edin.
Yine de uygulamanızı Appstore’da Nasıl Öne çıkaramıyor musunuz? Burada bizimle tecrübelerinizi paylaşırsanız sevinirim…
Google nasıl çalışır, Backlink verme mantığı nedir? Peki ya Do follow No follow ne işe yarar öğrenmek ister misin?
Gerçek dünyada ise backlink, alıntı (quote) yapmaktır. Şimdilerde Facebook ve Twitter gibi sosyal medya araçlarında trend olduğu üzere bir yazardan, şairden, müzisyenden, filozoftan alıntı yapıp onun söylediği derin ve güzel sözleri tekrar etmek, söz konusu yazarı, şairi, müzisyeni ve filozofu yüceltir. Onu gerçek hayattaki indekslemede ön plana çıkarır. Bugün hepimiz Shakespear’in “Olmak ya da olmamak…” sözünü, Descartes’ın “Düşünüyorum, öyleyse varım…” önermesini ve Rumi’nin “Ya olduğun gibi görün ya da göründüğün gibi ol!” beyitini mutlaka biliriz. Bu önemli şahıslar o kadar çok “backlink” almışlardır ki gerçek hayatta ön plana çıkmayı başarmışlardır. Sadece söyledikleri güzel sözler nedeniyle değil, insanların bu sözleri benimseyip tekrar etmeleri nedeniyle indekslenmişlerdir…
Bu nedenle bir sitenin diğer siteler tarafından referans gösterilebilmesi için orijinal olması, farklı bir şey söylemesi ve popüler olması gerekmektedir.(Popüler olan daha çok alıntılanır, alıntılanan popüler olur. Bu paradoks başlı başına bir makale konusudur…)
Bu noktada Google sizin referanslanma sayınızı önemser ve dikkate alır. Ancak bir diğer parametreyi de mutlaka işin içine karıştırır: Pagerank
Kısaca tanım yapacak olursak; Pagerank: Bir sitenin Google bazındaki önemini belirleyen derecelendirme sistemidir.
Milyonlarca siteyi sınıflandırmaya çalışan Google, siteleri belirli algoritmalarla derecelendirir. Ziyaretçi sayısı, güncellenme sıklığı, içerik kalitesi, backlink verme ve alma kapasitesi, yazılım kalitesi, kullanıcı dostu anlaşılır tasarımı gibi çeşitli parametreleri değerlendirir ve bir puan belirler. Bu puan sizin Pagerank’inizdir. Eğer bu puan yüksek ise alıntı yaptığınız siteler ihya edilir, verdiğiniz backlink çok değerli olur…
Gerçek dünyadan örnek verecek olursak; ünlü köşe yazarları yazılarında bir müzisyeni, grubu, filmi, tiyatro oyununu öven bir yazı yazdığında, yazılan kişi, grup, film, oyun, kavram her neyse değeri bir anda tavan yapar. Bu nedenle PR‘ı yapılacak ürün bir ton eşantiyon ile birlikte o köşe yazarının ayağına kadar götürülür! (Bkz. PR Çalışmaları)
İşte Pagerank’i yüksek internet siteleri bu nedenle reklam gelirlerini arttırırlar. Backlink vermek için kendilerini ağırdan satarlar. Hatta linkleme yaparken “No Follow” özelliğini kullanırlar. Yeri geldiği için bu kavramı da hemen açıklayalım: No Follow, Google botlarına verilen bir mesajdır, etikettir. Bu etiketin iliştirildiği linki Google botlarının takip etmemesini, indekslememesini sağlar. Yani backlink veren site alıntı yapmamış sayılır…
Bu etiketi kullanmanın birçok sebebi vardır ancak en önemlisi Pagerank değerini korumaktır. Google haddinden fazla backlink veren siteyi fişler ve Pagerank’ini düşürür. Bunu ticari bir ilişki olarak algılar ve kullanıcıların yanıltıldığını düşünür. O nedenle zorunlu ihtiyaçlar dışında backlink vermek ticari siteler tarafından pek de tercih edilmez. ..
Bu bilgiyi gerçek hayat üzerinden yorumlayacak olursak; az önce bahsettiğimiz ünlü köşe yazarları her gün yeni bir film, grup, müzisyen, kitap vs. önerse takipçileri tarafından sözlerinin değerini yitireceğini düşünür. Bunu amiyane tabirle “Ayağa düşmek” olarak yorumlayabiliriz. Bu nedenledir ki köşe yazarı önereceği şeylere dikkat eder, seçici davranır ve öneri hakkını ekonomik kullanır.
İşte Pagerank’i yüksek sitelerin “No Follow” etiketini kullanmaları da bu ana nedene dayanır.
Özetleyecek olursak;
Google’ın çalışma prensibi gerçek dünya ile birebir aynıdır. Gerçek hayatta popüler olan, bilgili, kültürlü, entellektüel birinin sözleri ne derece önemliyse Pagerank’i yüksek olan internet siteleri de o derece önemlidir.
Önemli bir kişi tarafından isminizin zikredilmesi size olan talebi arttırır. Pagerank’i yüksek bir site tarafından backlink almak da aynı şekilde sizin repütasyonunuzu arttırır.
Sonuç olarak Google ile iyi geçinmek için kaynak olarak gösterdiği bilgileri iyice özümsemek ve son derece basit olan kıstaslarını yerine getirmek yeterlidir. Gerisi kullanıcıların performansına bağlı olarak gelişecektir…
Arama motorlarında ilk sayfayı hedefliyorsanız yapmanız gereken ilk iş potansiyel rakiplerinizi analiz etmek olmalıdır. Sektörünüzde size rakip olabilecek firmaların çalışmalarını takip edin.
Backlink analiz aracı ile Sosyal medya pazarlama stratejilerini analiz edin. Blog’larını düzenli olarak okuyun… Ve rakibiniz olabilecek ilk 5 firmayı listeleyin. Bu firmaların arama motorlarındaki pozisyonlarını değerlendirin, ziyaretçi trafiklerini kontrol edin.
Ciddi bir rekabet içine girebilmek için elinizde rakiplerinize ait datalar olması gerekmektedir. Bugün Türkçe olarak hizmet veren onlarcaSeo Analiz sitesi var. Site adını yazdığınızda gerekli parametrelerin listelenmesi birkaç saniye sürüyor.
Bunların dışında Alexa da siteleri kontrol etmeniz için iyi bir kaynak. Her şeyi doğru yapsanız da rakiplerinizin altında kalabilirsiniz. Bunun nedeni onların da kaliteli SEO çalışmaları içinde bulunmaları olabilir. Bu nedenle bazen rakiplerinizin taktikleriyle hareket etmeniz gerekebilir. Üst sıralara çıkma rekabeti her zaman çok adil bir süreç olmayabilir. Rakipleriniz parayla satılan backlink paketlerinden yararlanıyor olabilirler.
Sosyal medyadaki hatırlı dostları sayesinde yanlış yönlendiren haberler yaptırabilirler. Ve hatta siyasi ilişkileri nedeniyle haksız çıkarlar elde ediyor olabilirler. Bu gibi durumlarda en iyisi işi zamana bırakmak ve Google’ın adaletine inanmaktır. Rakiplerinizin illegal faaliyetleri sizin özgün içerik üretmeniz için itici güç olmalıdır. Unutmayın; ne kadar çok özgün içerik üretirseniz Google sizi o oranda sevecektir.
Kısaca toparlayacak olursak; Rakiplerinizi analiz etmek için şu listeyi baştan sona uygulayın!..
1: Firmanıza rakip olarak gördüğünüz ilk 5 şirketi listeleyin.
2: Hedeflediğiniz ortak anahtar kelimelerdeki arama motoru performanslarını analiz edin.
3: Alexa vb. derecelendirme sitelerindeki repütasyonlarını inceleyin.
4: Ziyaretçi davranışlarını ve trafiklerini analiz edin.
5: Sosyal medya pazarlama stratejilerini takip edin.
Herkese çay, Şakire yok! Neden Şakire yok? Çünkü Şakir şu an akıllı telefonuyla meşgul. Çay söylesen bile çayı içmeden soğutur.
Hayat çok garip cep telefonları filan!
Günlük hayatımıza konsantre olmakta zorlanıyoruz artık. Kitap okurken odaklanamıyor, film izlerken sıkılıyor, derin muhabbetlere giremiyoruz. Zihnimiz bölük pörçük. Gideceğimiz yerlere GPS ile gidiyor, bizim için çok önemli olan telefon numaralarını bile hafızamızda tutmuyoruz, yani kısaca:
SmartPhone’lara gömüldük kaldık.
Bu iletişmek değil, itişmek.
Akıllı telefonlar şımarık 21.yy insanın oyuncakları mı yoksa gerçekten yaşam kalitemizi yükseltiyorlar mı? Hem evet hem hayır. Bu tamamen sizin eşya ile nasıl bir ilişki kurduğunuza bağlı. İlişki diyorum çünkü onlarsız bir kimliğimiz yok artık. Akıllı telefonlar bir statü sembolü neredeyse. Bir yaşam tarzı. Bir aksesuar. Modern bir oyuncak. Zaman ve konuşma öldürücü.
Amerika’da yapılan bir araştırmaya göre trafikte araç kullanırken bile akıllı telefonlarını kullanmaktan vazgeçmeyen önemli bir kitle var. Facebook durumlarını değiştiriyor ve hatta maçlara bakıyorlar.
Kulağa uçuk bir fikir gibi gelse de bunu yapanların oranı hayli yüksek: %19. Trafikteki diğer kötü alışkanlıklarla ilgili sonuçlar ise %34′ün araç kullanırken telefondan mesaj attığını, %74′ün ise arama yaptıklarını ya da gelen aramaları cevapladıklarını gösteriyor. İstanbul ve Türkiye ölçeğinde de bu oranın hayli yüksek olduğunu söylemek yanlış olmaz.
Akıllı telefonları en çok hangi amaçlarla kullanıyoruz:
1. İnternete bağlanmak
2. Sosyal ağları kontrol etme
3. Oyun oynamak
4. Müzik dinlemek
5. Çağrı yapma
6. E-postalar
7. Metin mesajı
8. TV / film izlemek
9. Okuma kitapları
10. Fotoğraflar
Akıllı telefonlarla ilişkimizin özeti şu: kim kimin avucunda belli değil.
Tamam bir ekran çağındayınz (screen age) ama bu kadarı fazla. Bu ekranları daha yalın ve ‘doğal bir akış’ içinde kullanmayı öğrenmeliyiz.
Ekran yüzeyseldir.Düz. Sığ. Sürekli ekranlarla kurduğumuz bu ilişkilerle hayatı yaşamaya çalışmak bizi de sığlaştırır, insanlıktan çıkarır. (Yeri gelmişken simulakr – simülasyon üstadı Jean Baudrillard ’a bir selam çakalım.) Robokop yada zombi mood olabiliriz. Etrafımıza baktığımız her yerde ekranları kullanıyoruz. Ekran, ekran, ekran. Bu mudur yani? Insanlığın gelişmişlik düzeyinden bunu mu anlayacağız? Bu neyin kafasıdır?
Tamam bu telefonların ve benzeri teknolojilerin çok işe yarar, facilitate tarafları var ama bir o kadar da asimile ve deforme edici tarafları da var.
Arasıra Teknoloji diyeti yapmak zorundayız. Aileye, doğaya ve gerçeğe dönmek zorundayız. Birlikte yenilen yemeklere, gözlerimizin içine bakarak sohbet etmeye. Gerçekten dinlemeye, ilgilenmeye, yani insan olmaya gayret etmemiz gerek.
Son sözüm ‘eat pray love’ filminden gelsin: Dolce far niente.
Dolçe far niente. Yani hiç birşey yapmamanın tatlılığı. Benim için güzellik, üstün insan budur. Uzakdoğu felsefesinde buna Wu-wei diyorlar.
Doktorların sosyal medya kullanımında; hastalar ile iletişim kurma, tedavi başarısına katkıda bulunma, hastalar tarafından daha kolay bulunma ve Doktor Hasta diyaloğunda profesyonel ilişki geliştirme temel taşları oluşturur.
Hastaların:
%84’ü ilaçlarla ilgili bilgi almak için internete başvurmaktadır.
%56.1’i bir doktor ilaç yazdıktan sonra, internette ilaç ile alakalı bilgileri araştırmaktadır. (Bunlardan birisi de benim)
%39.5’i internette ilaç hakkında karşısına çıkan bilgiler ile o ilacı almayı bırakmaktadır. ( Ben de yorumları gördükten sonra bırakmayı düşünmedim değil.
Peki, Doktorlar ve hastalar tarafından sosyal medya mecralarına yazılan bu kadar çok bilgi ve yorum sonrasında, bilgi hırsızlığı ve yanlış yönlendirme potansiyeli de var mı? Var elbette.
Nitelikli içerik üreten ve mesleki bilgilerini paylaşan doktorlar, blog içeriklerinin kopyalandığını ve izinleri alınmadan farklı web sitelerinde yayımlandığını dile getiriyor. Hatta bazı site sahiplerinin sanki doktormuş gibi cevap verdiğini belirtiyor.
İşin bir başka boyutu isedoktor rolünden çok hasta olarak rol yapılması. Gartner’ın raporlarına göre 2014’te sosyal medyadaki görüşlerin yüzde 15’inin sahteolacağı belirtiliyor. İtibar yöneticisi Reputation’agöre, sahte doktor paylaşımlarını yapanların, başka bir rakip doktor olabileceğini belirtiyor ve doktorlardan başka, diğer mesleklerin de böyle bir durumla karşılaşabildiklerini belirtiyor.
Pahalı bir sorun
Profesyonelce yönetilmeyen, belirli bir iletişim ve etkileşim stratejileri olmayan doktorlar, yola kendi başlarına devam ettikçe, dolaylı bir biçimde mesleki anlamda zarara uğruyor, yüksek para ve zaman kaybıyla karşılaşıyorlar. Sosyal medya uzmanları hekimlerin sosyal medya ve dijital kimliğini koruması için proaktif yaklaşım göstermesinin şart olduğunu belirtiyor ve birkaç öneride bulunuyorlar;
Dijital dünyanızı sürekli takip edin ve yönetin.
İnternette ve sosyal medyada bulunan profilleriniz ve diğer mesleki bilgilerinizin kontrolünü elinize almanız gerekiyor. Özellikle hekimlerin gerçekten proaktif olmaları çok büyük önem arz ediyor ve kendilerini “Google”de arattıklarında çıkanın gerçeğin yansıması olması gerekiyor.
Hekimler ve sosyal medya hakkında yazılar ortaya koymuş olan Dr.Bradley ise bunun içinde hekimlerin web siteleriniyönetmeleri, hekim görüşleri ve bilgilerinin tam doğru olması bilgilerinyayılması için hastalardan olumlu geri bildirimleri kendi çevrelerindepaylaşmalarını söylüyor. Hekimlerin “Google” aramaları yoluyla “kendi dijitaldenetimlerini” yapmalarını ve yaptıkları işlerle ilgili olarak sosyal medya veçevrim içi diyalogları takip eden “Google” alarmlar kurmalarını da belirtiyor.
Dikkat!Hekimlerin web adreslerini ve yeni çıkan sosyal medya mecraların da kullanmayacaklarsa dahi isimlerini muhakkak almalılar. Rakiplerinizin sizin adınıza sayfalar açması ve sizi kötülemesini istiyorsanız o başka.
Tanımadığınız kişilere cevap vermek zorunda değilsiniz.
Kuşku duyduğunuz bir “Facebook” isteğini reddedebilseniz fakat “Twitter” üzerinde kimlerin sizi takip edebileceği konusunda kontrole sahip değilsiniz. Eğer bir hekim bir “tweet” veya yorumun arkasındaki kişiyi “Google” gibi platformda belirleyemiyorsa, kötü niyet sahte birinden gelme ihtimali yüksektir.
Gizlilik araçlarını kullanın.
Gizlilik ayarları ile kişisel bilgiler gizlenmemişse, bilgileriniz potansiyel kimlik hırsızları için bir kaynak olabilir. Günümüzde “Facebook”, “Twitter” ve “Gmail” gizlilik ve güvenlik konusunda genellikle iyi çalışıyor. Özellikle “Facebook bu konuda çok iyi, kime neyi göstermek istediğinizi gizlilik ayarlarından kolayca düzenleyebiliyorsunuz.”